2025'te Kudüs: Rakamlarla derinleşen işgal, sıradanlaşan ihlaller
2025 yılı boyunca Kudüs'te yaşananlar, münferit ihlallerin ötesine geçerek sistematik, zamana yayılan ve bilinçli bir işgal stratejisine dönüştü. Baskınlar, yıkımlar ve Mescid-i Aksa'ya yönelik saldırılar, yeni bir fiili statükonun inşasına hizmet etti.
2025 yılı, Kudüs'te işgalcilerin uyguladığı baskın ve ihlallerin "olağan" hale getirildiği bir döneme dönüştü. Yılın hemen her ayında Mescid-i Aksa'ya yönelik baskınlar, mahallelerde gerçekleştirilen yıkımlar ve Filistinlilere dönük alıkoymalar, artık istisnai değil; takvimli, planlı ve süreklilik arz eden uygulamalar olarak kayda geçti.
Özellikle Aralık 2025'te kaydedilen rakamlar, bu sürecin bir "ani tırmanış" değil, yıl geneline yayılan bilinçli bir politikanın son halkası olduğunu ortaya koydu. Aylık bazda bakıldığında, ihlallerin yoğunluğu dalgalansa da çizgi hep yukarı yönlü seyretti. Bu durum, işgalcilerin Kudüs'ü "kriz yönetimi" ile değil, "uzun vadeli mühendislik" anlayışıyla ele aldığını gösterdi.
Bilinçli ve planlı bir süreç
Yıkımların hedef seçimi, baskınların zamanlaması ve Aksa'daki ihlallerin biçimi incelendiğinde, rastlantısal bir tablo değil; askeri, idari ve ideolojik ayakları olan bütüncül bir strateji dikkat çekiyor.
Özellikle Silvan, Cebel el-Mukebbir, Issaviye, Bab el-Amud ve Sur Bahir gibi bölgelerde yoğunlaşan yıkımlar, Kudüs'ün demografik dokusunu parçalamaya dönük sistematik bir çabanın ürünü.
Yıl boyunca yüzlerce Filistinli, ya evini kendi eliyle yıkmaya zorlandı ya da ağır para cezaları tehdidiyle mülksüzleştirildi. Bu yöntem, işgalin "görünmeyen şiddeti" olarak öne çıktı: Silah kullanılmadan yapılan, ancak sonuçları en az askeri operasyonlar kadar yıkıcı olan bir baskı biçimi.
Zamansal bölünme: Takvimle gelen işgal
2025'te Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlallerin en dikkat çekici boyutlarından biri, zamansal bölünmenin fiilen uygulanması oldu. Sabah saatlerinde yoğunlaştırılan baskınlar, belirli günlerde artırılan ziyaretçi akını ve Yahudi bayramlarına denk getirilen toplu girişler, Aksa'nın Müslümanlara ait zaman dilimlerini fiilen daralttı.
Hanuka, Pesah ve diğer dini günler, ibadet bahanesiyle kutsal mekânın dönüştürüldüğü, Müslümanların dışlandığı özel operasyon günlerine çevrildi. Bu günlerde sadece sayı artmadı; aynı zamanda ihlallerin niteliği de sertleşti. Mum yakma, toplu ayinler, secde ritüelleri ve dini objelerin sokulması, zamansal bölünmenin psikolojik boyutunu derinleştirdi.
Mekansal bölünme: Aksa'nın içten parçalanması
Zamansal bölünmeye paralel olarak mekansal bölünme de 2025'te daha görünür hale geldi. Doğu avlularının belirli gruplara tahsis edilmesi, bazı kapıların fiilen Filistinlilere kapatılması ve güvenlik bariyerleriyle oluşturulan geçici sınırlar, Aksa'yı tek bir bütün olmaktan çıkarma hedefinin parçalarıydı.
Özellikle Kıble Mescidi çevresi ve Kubbetü's-Sahra hattında yaşanan ihlaller, mekânın kutsallığını aşındırmaya dönük sembolik hamleler olarak öne çıktı. "Mabed alanı" söylemi, artık sadece ideolojik bir iddia değil; sahada adım adım uygulanmak istenen bir projeye dönüştü.
Turistik gezi maskesi altında kutsal mekânın kirletilmesi
2025'te dikkat çeken bir diğer unsur, Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlallerin "turistik ziyaret" kılıfı altında meşrulaştırılması oldu. Rehberli gruplar, fotoğraf çekimleri ve yüksek sesli anlatımlar, ibadet eden Müslümanların huzurunu bozmanın ötesinde, mekânın ruhunu hedef aldı.
Bu ziyaretler, dini bayramlarla eş zamanlı organize edilerek, Aksa'nın bir ibadet alanı değil, "ziyaret edilebilir arkeolojik saha" gibi sunulmasına hizmet etti. Böylece kutsallık algısı aşındırılırken, uluslararası kamuoyuna da "normalleşmiş bir tablo" pazarlanmış oldu.
Ürdün'ün hamiliği: Kâğıt üzerinde kalan rol
Mescid-i Aksa'nın hamisi olarak görülen Ürdün'ün rolü, 2025 boyunca ciddi biçimde sorgulandı. Vakıflar İdaresi'nin yetkileri fiilen budanırken, güvenlik ve giriş-çıkış kontrolü tamamen işgalcilerin eline geçti.
Ürdün'den gelen açıklamalar, çoğu zaman diplomatik uyarıların ötesine geçmedi. Sahada ise ihlaller artarak devam etti.
Bu tablo, hamiliğin sembolik bir unvana indirgenmesi anlamına geldi. İşgalciler, Ürdün'ün sınırlı tepkisini bir "kırmızı çizgi" olarak değil, aşılabilir bir formalite olarak gördü.
Müslüman dünyanın sessizliği ve cesaretlenen işgal
Belki de 2025'in en belirleyici faktörü, Müslüman ülkelerin büyük bölümünün sergilediği sessizlik oldu. Kınama açıklamaları dışında somut adımların atılmaması, işgalciler açısından bir "maliyet hesabı"nı ortadan kaldırdı.
Bu sessizlik, sahada açık bir mesaj olarak okundu: Tepki yoksa devam var. Nitekim yılın son aylarında ihlallerin hem sayısı hem de cüreti arttı. Aksa'da daha önce "çizgi" kabul edilen uygulamalar, 2025'te fiilen hayata geçirildi.
Aralık 2025: Yılın özeti niteliğinde bir ay
Aralık ayında yaşananlar, tüm yılın bir özeti gibiydi. Yıkımlar, toplu baskınlar, dini ritüeller ve tutuklamalar, 2025 boyunca izlenen politikanın yoğunlaştırılmış bir versiyonu olarak kayda geçti.
Bu ay, aynı zamanda 2026'ya bırakılmak istenen mirası da işaret etti: Daha daralan bir Filistinli yaşam alanı ve daha fazla "normalleştirilmiş" ihlal.
Sonuç: Fiili statükodan kalıcı dönüşüme
2025'te Kudüs'te yaşananlar, geçici bir güvenlik uygulaması ya da dönemsel bir gerilim olarak okunamaz. Ortada, rakamlarla, zamanlamayla ve mekânsal tercihlerle desteklenen açık bir dönüşüm projesi bulunuyor.
Baskınların sıradanlaştırıldığı, Aksa'nın zamansal ve mekânsal olarak bölündüğü, hamilerin etkisizleştirildiği ve sessizliğin cesaretlendirdiği bu süreç, Kudüs'ün geleceğini doğrudan hedef alıyor.
2025, bu açıdan bir "eşik yılı" olarak kayda geçti: Ya bu gidişat durdurulacak ya da ihlaller, kalıcı bir statükoya dönüşecek.



