Guardian: Açlık grevindeki “Palestine Action” aktivistleri ölürse devlet cinayeti olur
Guardian yazarı George Monbiot, açlık grevindeki “Palestine Action” aktivistlerinin ölümün eşiğinde olduğunu, yaşanacak bir ölümden İngiliz hükümetinin sorumlu olacağını yazdı.
İngiliz gazetesi The Guardian, köşe yazarı George Monbiot’un kaleme aldığı makalede, protesto hareketi “Palestine Action (Filistin Eylemi)” ile bağlantılı suçlamalarla tutuklu bulunan üç kişinin, uzun süredir devam eden açlık grevi nedeniyle ölümün eşiğinde olduğunu yazdı. Monbiot, bu kişilerin hayatını kaybetmesi halinde sorumluluğun doğrudan İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve hükümetine ait olacağını savundu.
Yazıda, açlık grevindeki tutukluların sırasıyla 45, 59 ve 66 gündür yemek yemediği, hükümetin ise “şaşırtıcı bir sertlikle” makul talepleri dikkate almayı reddettiği belirtildi.
Makaledeki bilgilere göre, dördüncü tutuklu Tota Hoca, 58 gün süren açlık grevini bu hafta sonlandırdı. Ancak Hoca’nın ömür boyu sürebilecek sağlık sorunları yaşayabileceği ifade edildi. Greve devam eden Hiba Merisi, Kamran Ahmed ve Louis Chiaramello için ise “her an ölebilirler” uyarısı yapıldı.
En uzun süre açlık grevinde bulunan Merisi’nin, destekçilerine göre nefes darlığı ve kontrol edilemeyen kas spazmları yaşadığı, bunun da olası bir sinir hasarına işaret ettiği aktarıldı. Buna rağmen İngiliz hükümetinin konuya müdahil olmayı reddettiği vurgulandı.
“Bu durumu yaratan hükümetin kendisi”
Monbiot, hükümeti bu durumu bizzat yaratmakla suçladı. Savcılık kurallarına göre bir kişinin tutuklu yargılanabileceği azami sürenin 182 gün (6 ay) olduğunu hatırlatan yazar, buna karşın Merisi ve Ahmed’in Kasım 2024’te tutuklandığını ve en erken Haziran 2026’da yargılanmalarının öngörüldüğünü belirtti. Bu da söz konusu kişilerin 20 ay boyunca yargılanmadan cezaevinde tutulacağı anlamına geliyor.
Temmuz 2025’te tutuklanan Chiaramello’nun ise ilk duruşmasının Ocak 2027’de yapılmasının planlandığı, bunun da 18 ay tutuklu yargılama anlamına geldiği ifade edildi.
Monbiot, uzun süreli tutuklu yargılamanın mahkûmlar üzerinde yıkıcı etkileri olduğunu, hükümet verilerinin, tutuklu yargılananlar arasındaki intihar oranının hükümlülere kıyasla iki katından fazla olduğunu gösterdiğini yazdı. Bu tür uzun tutukluluk sürelerinin “adalete karşı işlenmiş bir suç” olduğunu vurguladı.
“Cezaya dönüşen prosedürler”
Yazar, aktivistlerin bu durumu “ceza olarak prosedür kullanımı” olarak tanımladığını aktardı. Monbiot’a göre, protesto hareketlerine yönelik yaklaşım artık şu mesajı veriyor:
“Suçlu bulunmasanız bile, açık ve kamusal biçimde muhalefet ederseniz hayatınız cehenneme çevrilebilir.”
Tutukluların, aynı suçlamalarla yargılanan diğer kişilerle birlikte, “terör suçlularına uygulanan koşullarda” tutulduğu belirtildi. Bu kapsamda tutukluların iletişim ve ziyaret haklarının asgari düzeye indirildiği, güvenlik gerekçesiyle çalıştırılmadıkları, kitap, gazete, kütüphane ve spor salonuna erişimlerinin engellendiği ve tecrit uygulandığı ifade edildi.
Ekim ayında Merisi’nin, ailesinin yaşadığı Londra’ya 18 mil uzaklıktaki Bronzefield Cezaevi’nden, annesinin ziyaret etmesinin neredeyse imkânsız olduğu Yorkshire’daki New Hall Cezaevi’ne ani şekilde nakledildiği aktarıldı. Nakil gerekçesi olarak, aynı koğuşta başka bir mahkûmla “etkileşim riski” gösterildi.
Terör suçlaması yok, ama terör muamelesi var
Monbiot, açlık grevindeki tutuklulardan hiçbirinin terör suçlamasıyla yargılanmadığını, hatta böyle bir suçtan mahkûm edilmediğini vurguladı. Haklarında yöneltilen suçlamaların; hırsızlık, mala zarar verme ve kamu düzenini bozma gibi adi ceza suçları olduğu ifade edildi.
İddialara göre Merisi ve Ahmed, İsrail’in en büyük silah üreticisi olan Elbit Systems’e ait bir fabrikaya girerek ekipmanlara zarar verdi. Chiaramello’nun ise “Palestine Action” eylemi kapsamında, Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait Brize Norton üssüne girerek savaş uçaklarını boyadığı öne sürüldü.
Bu eylemlerin, “Palestine Action”ın terör örgütü ilan edilmesinden önce gerçekleştiği, söz konusu kararın ise tartışmalı olduğu ve yargı sürecinin devam ettiği belirtildi. Buna rağmen savcılığın “terörle bağlantı” iddiası gerekçe gösterilerek tutukluların, mahkûm edilmiş teröristler gibi muamele gördüğü ifade edildi.
BM’den ciddi uyarı
Monbiot, Birleşmiş Milletler özel raportörlerinden oluşan bir grubun 26 Aralık’ta tutukluların durumuna ilişkin ciddi endişelerini dile getirdiğini hatırlattı. Raportörlerin, tıbbi bakıma erişimde gecikmeler, hastanede aşırı kelepçeleme, aile ve avukatlarla iletişimin engellenmesi ve özellikle ağır sağlık sorunları olan tutuklular için bağımsız ve sürekli tıbbi denetimin bulunmaması konularına dikkat çektiği aktarıldı.
Raportörlerin, İngiliz hükümetinin yaşam hakkını koruma ve zalimane, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleyi önleme yükümlülüklerine uyup uymadığı konusunda “ciddi soruları” olduğu belirtildi. Ancak yazıya göre, bir kişi “terörist” olarak etiketlendiğinde, neredeyse her şeyin cezasız kalabildiği bir ortam oluşuyor.
Medya sessiz, hükümet duyarsız
Monbiot, ana akım medyanın büyük bölümünde bu konuya dair neredeyse mutlak bir sessizlik hâkim olmasını “şaşırtıcı” olarak niteledi.
Yazar, hükümetin bu tutuklulara karşı ahlaki bir sorumluluğu bulunduğunu, ancak bu sorumluluğu üstlenmeye niyetli görünmediğini söyledi. Avukatlar, milletvekilleri ve doktorların defalarca bakanlara çağrıda bulunduğunu, ancak hükümetin bunu reddettiğini aktardı.
Hükümetin gerekçesi ise, açlık grevine yanıt vermenin “başkalarını da kendilerini tehlikeye atmaya teşvik edecek olumsuz teşvikler” yaratacağı yönünde. Monbiot, bununla ilgili hiçbir kanıt bulunmadığını ve 1981’deki IRA açlık grevinden bu yana cezaevlerindeki en büyük ve en uzun süreli açlık grevi olan bu eylemin, istisnai bir durum olduğunu vurguladı.
Talepler “makul”
Yazının sonunda Monbiot, açlık grevcilerinin taleplerinin kendisine göre makul olduğunu belirtti. Bu talepler şunlar:
- Kefaletle serbest bırakılma ve adil yargılanma hakkı
- “Palestine Action” örgütüne yönelik yasağın kaldırılması
- “Soykırıma karışmış bir devlete silah sağlayan” İsrailli Elbit Systems şirketinin İngiltere’de kapatılması
Monbiot, bu taleplerin zaten gerçekleşmesi gereken adımlar olduğunu savundu. Hükümetin diyalogu reddetmesinin, açlık grevcilerinin ölüm riskini artırdığı uyarısında bulundu.
Yazar, “Adil muamele ve hakkaniyetli kararlar için hayatı riske atmak zorunda kalınmamalı. Ancak iktidar sahipleri dinlemeyi bıraktığında, geriye çok az seçenek kalıyor” sözleriyle yazısını tamamladı.



