Doha'da “Gazze Savaşı” ve medya anlatıları çatışması masaya yatırıldı
Doha’da düzenlenen uluslararası konferans, Gazze savaşıyla ilgili medya söylemlerinin nasıl üretildiğini ve Batı merkezli hâkim anlatıların nasıl çözülebileceğini tartışıyor. Akademisyenler, “medya soykırımı”, dilin rolü, sosyal medyanın etkisi ve sömürgeci söylemlerin kırılması gibi konularda eleştirel analizler sunuyor.
Katar’ın başkenti Doha’da, Gazze’ye yönelik savaş hakkında medya söyleminin nasıl üretildiğini, hâkim anlatıların nasıl çözülebileceğini ve alternatif eleştirel yaklaşımların nasıl geliştirilebileceğini ele alan geniş katılımlı uluslararası bir konferans başladı.
Al Jazeera Araştırma Merkezi ile Hamad Bin Halife Üniversitesi tarafından düzenlenen konferans, medya ile savaş arasındaki ilişkiyi, küresel kamuoyunu etkileyen anlatıların nasıl kurulduğunu tartışmak üzere akademisyen ve araştırmacıları bir araya getiriyor.
İki gün sürecek konferansta, “medya soykırımı”, Batı’nın bilgi üstünlüğü, dilin ve dijital teknolojilerin çatışma algısı üzerindeki etkisi gibi konular masaya yatırılıyor. Etkinlik, 7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze savaşıyla ilgili Batı medyasında üretilen söylemlerin analiz edilmesini ve bu söylemleri şekillendiren siyasi-mesleki yapıların incelenmesini amaçlıyor.
Konferansta, “Gazze’deki insani soykırıma paralel medya soykırımı”, Batı merkezli medya teorilerinin hegemonik etkisi, ana akım medya ile aktivist medya arasındaki söylem farkları, sosyal medyanın geleneksel medyanın tekelini kırmadaki rolü ve Küresel Güney’in deneyimlerine dayalı alternatif yaklaşımların gerekliliği gibi başlıklar öne çıkıyor.
Jeopolitik bağlam ve konferansın önemi
Al Jazeera Araştırma Merkezi Direktörü Muhammed el-Muhtâr el-Halil, Gazze’de yaşananların “eşzamanlı bir insani ve medya soykırımı” olduğunu belirterek, gazetecilere yönelik saldırıların sahadaki tanıklıkları susturma girişimi olduğunu söyledi. Halil, konferansın yaşananları değerlendirecek canlı ve gerçekliğe bağlı akademik çalışmalar üretmeyi hedeflediğini ifade etti.
Hamad Bin Halife Üniversitesinden Bilimsel Araştırma Dekan Yardımcısı Mehdi Riyadi ise Gazze savaşının birçok katmanlı anlatı yarattığını, bunun ancak küresel medya bağlamının incelenmesiyle anlaşılabileceğini vurguladı. Riyadi, savaşın hem sahada hem medyada yürütüldüğünü belirterek, “Savaşın özünde, yalnızca gerçeği tanımlayan değil, gerçeği inşa eden anlatılar vardır” dedi.
Sharjah Üniversitesinden Hairo Logo da “söylem sistemi” kavramına dikkat çekerek, politik ve medya alanında neyin söylenebilir olduğunun bu sistem tarafından belirlendiğini ifade etti. Logo, Filistin yanlısı her sesin önce “İsrail’in var olma hakkını” teyit etmeye zorlandığını, ancak sosyal medyanın bu katı çerçeveyi aşındırdığını söyledi.
Sömürgeci söylem ve hâkim anlatının çözülmesi
Cezayir Üniversitesi’nden Nasreddin Layaadi, Batı medyasının Filistin meselesine yaklaşımındaki dönüşümü anlattı. 11 Eylül sonrası dönemde Filistinlilerin mağdur olarak değil, terörle ilişkilendirilen aktörler olarak sunulduğunu belirtti.
ABD’li araştırmacı Nader Dagher ise ana akım Amerikan medyasının mağduru suçlayan, tarihsel bağlamı yok sayan ve İsrail’in söylemini “meşru müdafaa” olarak sunan bir çerçeve izlediğini; buna karşılık aktivist medyanın 1948 Nakba’sından bugüne uzanan sömürgeci bir sürece işaret ettiğini aktardı.
Dil, medya söylemi ve algı yönetimi
Tunuslu araştırmacı Meniye Ubeydi, haber sitelerinin kullandığı kelime dağarcığının ideolojik yönelimlerini ortaya koyduğunu belirten bir çalışma sundu. Filistinli araştırmacı Abdülkerim Haddad ise kullanılan dil yapısının —özne, edilgen yapı vb.— kamu algısını doğrudan şekillendirdiğini söyledi.
Hâkim teorilerin gözden geçirilmesi
Sultan Kabus Üniversitesi’nden Nuruddin Miladi, medya bilimlerinde Batı merkezli teorilerin hâkimiyetini eleştirerek, Küresel Güney’in deneyimlerinin akademik çerçeveye dahil edilmesi gerektiğini vurguladı. Miladi, Filistinlilerin maruz kaldığı bilgi marjinalizasyonunun hem akademide hem medyada yeniden üretildiğini söyledi.
Halil, konferansın sonuçlarının akademik makaleler halinde yayımlanacağını ve “medya soykırımı” kavramının bilimsel tartışmalara kazandırılacağını ifade etti. Riyadi ise üniversitelerin bu yaklaşımları benimseyerek daha gerçekçi ve dirençli bir bilgi üretimi yapması gerektiğini vurguladı.



